Online: 1 kişi
Bugün: 4 kişi
Toplam: 11228 kişi
DEMOKRASİ

 

DEMOKRASİ

 

A. DÜNYADA

Demokrasi teriminin kullanılması, bilindiği gibi Eski Yunan'daki şehir devletlerinden başlamaktadır.

Demokrasi, "Demos-Halk" ve "Kratos-Yönetim" kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır. Demokrasinin beşiği, Anadolu ve Yunanistan yarımadalarıdır. Atina ve Isparta şehir devletlerinde köle olmayan bütün erkekler, sitenin yönetimine katılabiliyordu.

 

Farklı sosyo-ekonomik süreçlerde gelişmiş olsalar da, site demokrasilerinde bugünkü demokrasi anlayışımızın bazı izlerine rastlamak mümkündür.

Eski Yunan'dan çağdaş demokrasi anlayışına ulaşılması sürecinde Ortaçağda, sınırlı da olsa, bazı gelişmeler gözlendi.

 

Ortaçağ'ın feodal sosyal ve ekonomik yapısı, sanayi devrimini hazırladığı gibi; düşünsel ortamı da, Rönesans ve Reform hareketleri öncesinde düşünsel alt-yapısının gelişmesine katkıda bulundu. Feodal düzene karşı halk tabakalarının yükselen sesi ise, demokratik sürecin toplumsal tabanını oluşturdu. Ticaretin gelişmesiyle birlikte yükselen orta sınıflar, yönetimde söz sahibi olma taleplerini ortaya koymaya başladılar. "Kararların alınmasına katılma hakkı verilmeyenler, bu kararlara uymak zorunda değildir" görüşü güç kazanmaya ve tepkide bulunma, doğal bir hak olarak görülmeye başlandı. Bu nedenle modern demokrasinin köklerinin Ortaçağ'a kadar uzandığı belirtilmektedir.

 

Ortaçağ'daki demokrasi süreci açısından ilk önemli tarihsel adım, 13. Yüzyıl'da (1215) "Mâgna Carta Libertatum" ile atıldı. Bu belge, birey hak ve özgürlükleri ile adalet anlayışının gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Rönesans ve Reform hareketleriyle başlayan Yeniçağ'da mutlak monarşi anlayışı gittikçe zemin kaybederken, demokrasinin nüvesi niteliğindeki fikirler toplumsal tabakalarda filizlenmeye, sosyal gelişmenin sözcüsü ve liderleri konumunda olan filozoflar tarafından dile getirilmeye başlandı.

18. Yüzyıl'daki "Aydınlanma Çağı"nın üç filozofu olan Locke, Montesquieu ve Rousseau'nun, diğer bir çok düşünürle birlikte, demokratik gelişmesi ve savunulmasında büyük rolleri oldu.

 

Ancak demokrasi açısından tarihsel dönüm noktaları, eski dönemden yeni bir döneme kesin bir geçişi ortaya koyan, 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 Fransız Devrimi olmuştur. Amerikan "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi" ve Fransız Devrimi'nin "Özgürlük, eşitlik kardeşlik" anlayışı, demokrasi anlayışının gelişmesinde kilometre taşı teşkil ettiler.

 

19. yüzyıldan II. Dünya Savaşı'nın bitimine kadar olan dönemde bir yandan imparatorluklar çözülüp ulus devletler kurulurken, diğer taraftan da ideolojiler gelişti ve ideoloji tartışmaları başladı. Anti-demokratik ideolojiler, bazı ülkelerde iktidara geldi.

Nazizm ve faşizme dayanan rejimler, II. Dünya Savaşı'nda yenilirken, totaliter ve antidemokratik Sovyet/Doğu Bloku ise süreç içerisinde kendiliğinden yıkıldı. Tarih, totaliter ideolojilerin demokrasi karşısında başarısızlıklarını ve hiç bir şekilde insan mutluluğuna hizmet etmediklerini açıklıkla gösterdi.

 

Dünya Savaşı'ndan sonra İnsan Hakları konusundaki ilk girişim, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948'de kabul ettiği "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi" ile gerçekleşmiştir. İnsan hakları ile ilgili diğer bir uluslararası sözleşme, 4 Kasım 1950'de Avrupa Konseyi kapsamında imzalanmıştır. Ayrıca 1 Ağustos 1975 tarihli Helsinki Nihai Senedi de insan hakları ile ilgili bölümler içermektedir.

Özellikle "Soğuk Savaş"ın bitiminden sonra insan hakları kavramı, demokratik süreçte giderek önem kazanmıştır. Çünkü insan haklarının kullanılabilmesi, ancak demokratik bir ortamda mümkündür.

 

B. TÜRKİYE'DE

 

Osmanlı İmparatorluğu, kuruluşundan sona erişine kadar altı yüzyıl boyunca Avrupa'nın bir parçası olmuştur. Osmanlı devleti, imparatorluk konumuna Avrupa'da ele geçirdiği topraklarla ulaşmış ve başkenti Avrupa'da yer almıştır. Bütün bu yüzyıllar boyunca Osmanlılar, Avrupa ülkeleriyle yakın siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirmiştir.

 

Çok-dinli, çok-uluslu Osmanlı devleti, çok sayıda farklı kültürün birbirleriyle yan yana yaşadıkları bir toplumsal yapıya sahipti. Müslüman, Hıristiyan ve Musevi topluluklar, Osmanlı "millet sistemi" içerisinde barış içinde bir arada yaşayarak kendi dillerini, dinlerini ve kültürel kimliklerini muhafaza ettiler

Osmanlı İmparatorluğu'nda dini ve kültürel hoşgörünün, zamanın bir çok Avrupa ülkesinden çok daha ileri bir düzeyde olduğu belirtilmektedir.

 

Fransız devrimi, Osmanlı İmparatorluğu'nu da doğrudan etkilemiş ve milliyetçilik, Osmanlı topraklarında da ortaya çıkmıştır. Bundan sonra din esasına dayanan "millet sistemi", ulus-devlet talebinde bulunan milliyetçilik karşısında giderek zayıflamıştır. Türk toplumunun demokratikleşme süreci, 19. Yüzyıl'a kadar uzanmaktadır. Bu yüzyıldan başlayarak Osmanlı İmparatorluğu'ndaki reform süreci, Avrupa ülkeleriyle çok daha yakın siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkileri de beraberinde getirmiştir. 1808'de II. Mahmut'un imzaladığı Senedi-i İttifak, merkezdeki padişahın karşısında illerdeki "ayan"ın (büyük toprak sahipleri) siyasi konumunu güçlendirmiştir.

 

1839 Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanı, İmparatorluk içerisinde dini hukuk sisteminin yanında laik bir hukuk sisteminin nüvesini oluşturmuştur. 1839-1856 Tanzimat dönemi; Osmanlı İmparatorluğu'nun reform sürecine hız kazandırmış, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilan edilmesi ise sürecin dönüm noktası olmuştur. 1876 tarihli "Kanuni Esasi"de vatandaşlara tanınan genel haklar, yasalar önünde eşitlik, kişi dokunulmazlığı, basın özgürlüğü, ticaret serbestliği, dilekçe hakkı, eğitim özgürlüğü, kamu hizmetlerine girebilme imkanı, mal güvenliği, angarya ve işkence yasağı, vergilerin kanunla alınabilmesi gibi temel hak ve özgürlükler şeklinde özetlenebilir.

 

1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında askıya alınan Anayasa; "Jön Türkler"in liderliğindeki toplumsal muhalefet sonucunda 23 Temmuz 1908'de yeniden yürürlüğe konularak II. Meşrutiyet başlamıştır.

 

Ancak Türk toplumunda demokratikleşme süreci açısından dönüm noktası, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ilan edildiği 29 Ekim 1923 tarihi olmuştur. Böylece hukuk sistemi ve devlet anlayışı açısından Osmanlı dönemi ile kesin bir kopuş gerçekleştirilerek ulus-devlet oluşturulmuştur. Türk reform hareketi, İmparatorluk'tan ulus-devlet anlayışına geçtiği 1920'lerde Avrupa'nın laik, birey hak ve özgürlüklerine dayanan ulus-devlet anlayışını kendisine model olarak almıştır. Atatürk'ün liderliğindeki Türk devriminin amacı, Türkiye'yi çağdaş değerlere dayanan bir devlet olarak kurmak ve Batı dünyasındaki yerini almasını sağlamaktı. 1920 ve 1930'larda Avrupa'da otoriter ve totaliter sistemler hakimdi ve demokrasiler zor bir dönemden geçiyordu. Buna rağmen Türk devrimi ideolojisi, demokratik değerlere bağlılığını ve nihai hedef olarak siyasi sistemin tam demokratikleşmesini hiç bir zaman terk etmemiştir. Bu dönemde Türkiye, siyasi liderliğinin kararıyla çok partili sisteme geçilen tek ülke olmuştur.

 

II. Dünya Savaşı'nın sonrasında 1946 milletvekilliği genel seçimleriyle çok partili parlamenter sisteme geçiş gerçekleştirilmiştir. 1950 seçimleriyle Cumhuriyet Halk Partisi, iktidarı Demokrat Parti'ye bırakmıştır. Böylece Türkiye'nin tek parti yönetiminden çok partili demokrasiye geçmesi, toplumsal karışıklık, devrim, kan dökülmesi ya da yabancı istilası ve baskısı sonucu değil, kamuoyunun desteği ve siyasi elitlerin sağduyusu sonucu gerçekleşmiştir. 1945 San Fransisco Konferansı'nda Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın kurucu üyesi olan Türkiye, II. Dünya Savaşı'ndan sonra demokratik ülkeleri biraraya getiren Avrupalı ve Batılı uluslar topluluğunun bir üyesi olmuştur. Avrupa Konseyi, NATO, OECD, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, bu kuruluşlar arasındadır. Türkiye, Avrupa Topluluğu ile 1963'de tam üyelik hedefiyle bir Ortaklık Anlaşması imzalamıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti, insan hakları ve özgürlüklerine ilişkin bütün uluslararası sözleşme ve bildirgeleri imzalamış, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve AGİT'in insan hakları, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik bütün girişimlerini desteklemiştir. Avrupa Konseyi Protokolü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Türkiye tarafından onaylanmış ve 1987 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı yürürlüğe girmiştir. 1960 ve 1980'de iç istikrarsızlıklar sonucunda iki kez askeri müdahale gerçekleşmiştir. 1970' lerde siyasi kutuplaşma, had safhaya ulaşmış, terörizm toplumsal güvenliği tehdit eden ciddi boyutlara ulaşmıştı.

 

Söz konusu müdahalelerin, demokrasinin içerisinde gelişebileceği toplumsal güvenlik ve istikrar ortamının oluşturulması sonucu, demokratik düzene geçilmiştir.

 

DEMOKRASİ VE EĞİTİM

Bayram BİRGİ

 

   Demokrasi sadece bir sistem değil bir yaşam biçimidir aynı zamanda. Eğer bir insan evde eşi ve çocuklarına, iş yerinde çalışanlarına, okulda öğrencilerine demokratik bir yaklaşım sergileyemiyorsa, o kişi demokrasiyi içselleştirememiştir ve onun için demokrasi yaşam biçimi hâline gelmemiştir. Demokrasinin bir insan için yaşam biçimi hâline gelebilmesi için temellerin çocukluk yaşamında atılması gerekir. Çocuk toplumsallaşma sürecinde evde anne, baba, kardeş, sokakta oyun arkadaşları, okulda da öğretmenlerinin yaklaşımlarıyla biçimlenir. Okul, aile ve arkadaş grupları çocuğa demokratik bir ortam sağlayabilirlerse bu çocuğun gelecekte demokratik davranışı yaşam biçimine dönüştürmüş yetişkinler olması olasıdır. Bu kurumlardan herhangi birisi işlevini yerine getiremezse çocuğun toplumsallaşması eksik, dolayısıyla da yanlış olur.

   Demokrasinin klâsik tanımını irdelediğimizde; seçim, karar sürecine katılma, farklı görüşlerin var olması, herkesin düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmesi gibi ilkelerin demokrasinin olmazsa olmaz koşulları olduğunu görürüz. Bu ilkelerin çocuklara kazandırılmasında aile ve okula büyük görevler düşmektedir. 1739 sayılı kanundaki Türk Millî Eğitiminin temel ilkelerinden biri de "demokrasi eğitimi" olarak belirlenmiştir. Okullarda dolayısıyla da toplumda demokratik yaşam biçiminin yerleşebilmesi için öncelikle öğrencilerin farklı bireyler olduğunu, onların duyuş, düşünüş ve davranışlarının aynı olamayacağı gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Demokratik davranışın önündeki en büyük engelin belirli kalıplar içinde düşünmek olduğunun bilincinde olmalıyız. İnsanlar okudukları sürece düşünürler ve düşündükleri oranda da seçenekleri artar. Dolayısıyla kendi seçimlerini yapabilme olanağı doğar. Bunun için okullarımızda yapılabilecek en önemli çalışmalardan biri de çocuklarımıza okuma alışkanlığını kazandırmaktır.

   Demokratik eğitimde şiddetin asla yeri yoktur. Şiddetin eğitim yöntemi olarak kullanıldığı ortamda yetişen öğrenciler ileride başkalarının konuşmasına tahammül edemeyen, farklı düşüncelere hoşgörü ile bakmasını bilmeyen sadece otoriteye itaat etmeyi öğrenmiş yetişkinler olarak topluma katılacaklardır. Bir toplumun genelini bu tür insanlar oluşturursa, o ülkede, demokratik bir yaşamın gerçekleşmesi olasılığı çok azdır.

   Yeni kuşakların daha hoşgörülü, başkalarının düşüncelerine saygı duyan insanlar olarak yetiştirilmesi eğitim kurumlarının görevidir. Bu görevi; okullar, öğrencilerin yaratıcılıklarını geliştirecek ortamı sağlayarak, onlara daha hoşgörülü yaklaşarak, okumayı ve araştırmayı teşvik ederek sağlayabilirler. Daha önce kendi düşüncelerinin tek doğru olduğuna inanan ve başkalarının düşüncelerine saygı göstermeyen öğrenci, okuldaki öğrenme yaşantılarının sonunda; kendi görüşlerinin yanlış, arkadaşının görüşünün doğru olma olasılığının olduğunu öğrenerek farklı görüşlere karşı daha hoşgörülü olur. Yanlışlığı kanıtlandığında kendi görüşünü değiştirmeye hazır hâle gelir.

 

 

 

    Demokrasi Eğitimi ve bunun uygulamasının en önemli ayağı da "Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri yönergesi"dir. Bu yönergeyle bir bakıma öğrencilerimize demokrasi, seçme ve seçilme tatbikatı yapmalarına olanak sağlanmaktadır. Burada öğrencilerimizin kendi okul meclislerini ve başkanlarını özgür iradeleriyle secebilecekleri ortamları hazırlamak tüm okul toplumunun görevidir.

Yönergede "Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclislerinin Amacı ve İlkeleri" şöyle açıklanmaktadır.

 

Projenin Amacı

 

            Madde 5- Cumhuriyetimizin demokrasi ile güçlendirilmesi;  öğrencilerimizde yerleşik bir demokrasi kültürünün oluşturulması, hoş görü ve çoğulculuk bilincinin geliştirilmesi, kendi kültürünü özümsemiş, millî ve manevî değerlere bağlı, evrensel değerleri benimseyen nesillerin yetiştirilmesi; öğrencilere seçme, seçilme ve oy kullanma kültürünün kazandırılması; katılımcı olma, iletişim kurabilme, demokratik liderliği benimseyebilme ve  kamuoyu oluşturabilme becerilerinin kazandırılması amaçlanmaktadır.

 

Uygulama İlkeleri

 

Madde 6- Demokrasi ve Okul Meclisleri uygulamasında aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:

 

a)   İnsan hak ve hürriyetlerinin vazgeçilmezliğini ve devredilemezliğini, ülkesi ve milleti ile bölünmez  bütünlüğünü temel kabul etme,

b)   Bireysel, toplumsal, insanî değerlere önem verme,

c)   Başkalarının hak ve hürriyetlerine saygı duyma, insanlara eşit ve adil davranma,

d)   Bireysel farklılıkları ve ortak hukuk kurallarının gerekliliğini kabul etme,

e)   Toplumsal gelişmelere duyarlı olma, barış içerisinde çözümler üretme,

f)    Kendi kültürünü bilme, benimseme; farklı kültürleri tanıma ve onlara hoşgörü ile yaklaşma,

g)   Eşitlik ilkesine önem verme ve uygulama,

h)   Demokratik ilkeleri benimseme ve içerisinde bulunduğu ortamlarda uygulama,

ı)    Kişisel sorumluluğun önemine inanma, kişinin sürekli gelişimini ana ilke olarak kabul etme,

j)    Her türlü ön yargı ve ayrımcılıktan uzak bir anlayış geliştirme.

 

       Ülkemiz koşulları da göz önünde bulundurulursa çocuklarımızın gerek yaşadıkları ev ortamında gerekse sokakta demokrasiyi öğrenmeleri oldukça zor görünmektedir. Demokrasiyi öğrenmede neredeyse tek seçenek okul ortamı olarak gözükmektedir. Okullarımızın gerçek anlamda demokrasinin uygulandığı kurumsal yapıya dönüştürmek tüm eğitimcilerin görevi olmak zorundadır.

 

OKUL MECLİSLERİ YÖNERGESİNİN TAMAMINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ